23 Temmuz 2017 Pazar

Tez Konusu

Son zamanlarda tez konumla ilgili oldukça sıkıntı yaşıyorum, her gün Allah'a dua ediyorum, tez konumu düzgün hale getiriyim, yapılabilir ve iyi şekilde mezun olmamı sağlayacak, başarılı olacak, bana sıkıntı çıkarmayacak, dünyanın her yerinde (Türkiye de dahil) kolay iş bulmamı sağlayacak bir tez yazayım ve bu tez üzerinden yayınlar yapayım diye.
Tabii böyle olunca bu süreç içinde kendimi de çok sorgulama fırsatım oldu, ve nasıl tez konusu bulunacağı ile ilgili konuları da sorguladım. Sorgulamalar içinde Allah yardım ediyor, yeni konular buluyorum, hatta geçen gün çok güzel bir konu buldum. Bununla ilgili de bir makale yazmak istiyorum.

Yaklaşık bir aydır tez konusu nasıl belirlenir, ya da gözetimle ilgili bir tez konusunun ana unsurları nelerdir diye kafa yoruyorum, daha doğrusu, kendi tez konumda zorlandıkça oralara gidiyorum. Bunlar henüz aklımdayken bir not almak istedim.

Gozetim çalışmaları üzerine yazılan bir tezin gözetim konusunu irdelemesi gerekmekte. Dolayısıyla bunun irdelenmesini sağlayacak genişlikte veri sağlayacak bir konunun seçilmesi önemli.

1) Teknolojinin gelişmesi öncesinde daha geleneksel yollarla, teknolojinin hızla gelişmesi ardından ise teknolojik yollar kullanılarak gözetim sistemleri kuruluyor. Amacın birilerini gözetmek olduğu sistemler. Burada amaç (istatistik, finansal, verimlilik vs konusunda fayda sağlamak için) kişilerin verilerini toplamak, bunları inceleyerek o kişileri ve genel yaşam tarzını etkileyecek kararlar almak. Yani amaç gözetmek. Bunlar direk gözetimin ana konusu olduğu için bu konular seçildiği takdirde gözetim çalışmaları tezi olarak daha kolaylık sağlayacak bir durum oluşuyor. (Bu sistemlerin amacı gözetim zaten, o yüzden konuşacak ve bahsedilecek çok konu çıkıyor.)
Örneğin:
E-devlet sistemi: Tamamen verilerin bir araya getirilmesini amaçlayan sistemler. Amaç gözetmek ve verileri bir araya toplamak. Burada kişilerin bilgiye hızlı ulaşması, kurumların kişilerin verilerine her yerden erişim sağlanması, bir numara altında bir kişinin bilgilerin toplanması, finansal, yasal, tıbbi, eğitim gibi sosyal hizmetlerin kolaylaşması amaçlanıyor. Sonuç olarak hepsi bir gözetim sisteminin kurulmasına bağlı olarak gelişiyor. Bu bir gözetim sistemi. (Akademik olarak eleştirel kısmına burada girmiyorum, çünkü amacım şuanda bu değil).
Göçmenlerin ulaşımının kontrolü: Burada da amaç bir kontrol mekanizması. Tekrar kişi bilgilerinin toplanmasına, gözetim araçlarının geliştirilmesine bağlı olarak gelişiyor.
Evde çalışan kadınların vergilendirilmesi için sisteme kaydedilmesi: Burada amaç evde çalışan kadınların gözetimi ve bunların sisteme kaydedilerek bunların vergilendirilmesi. Aslında amaç bütün çalışanların, günlük çalışan da olsalar, vergilendirilmesi ancak bunu yapabilmek için bir gözetim uygulamasından bahsediyoruz.
Akıllı şehirler - Burada bütün şehirden veri alınmasından bahsediliyor. Dolayısıyla bütün verilerin toplanmasından bahsediyoruz. Bu noktada bu bir gözetim sistemi.
(Burada olay sistemin neden kurulduğu, kullananların niye kullandığı değil. Çünkü kullananların kullanım amacı ile ürünleri ve sistemleri geliştirenlerin kullanım amaçları genelde farklı olabiliyor.)
Hamile kadınların sisteme kaydedilmesi - burada bir sistem kuruluyor, bu kadınları kaydetmek için. Amaç ne olursa olsun, burada bir takip mekanizması oluşturuluyor ve bunlar sisteme işleniyor.

Bunlara ek olarak, herkes için amacın gözetim olduğu gruplar var. Yani hem sistemi kuran, hem de kullanan açısından amaç aynı oluyor. Bu sistemlerin amacı gözetim zaten, o yüzden konuşacak ve bahsedilecek çok konu çıkıyor.
Facebook - Tamamen gözetim amacıyla kurulmuş bir oluşum. Ondan besleniyor. Dolayısıyla gözetimin farklı çeşitleri hakkında konuşulacak çok şey çıkıyor. Kullananlar da gözetim yapıyor, üretenler de. Herkes başka bir kişiyi izlemenin amaç olduğunu biliyor. Burada izlemeye ek olarak, aynı zamanda bu islemenin sonunda buradaki bilgilerden çıkarımlar yapılıyor, zaten gözetim de bu noktada gözetim oluyor.
Havaalanlarındaki gözetim mekanizmaları - burada amaç gerçekten insanları olayları gözetim altında tutmak, yani bu da bir sistem. Burada havaalanına giren kişi de izlendiğini biliyor, dolayısıyla ona göre davranıyor.

2) Bir de gözetim teknolojileri var. Yani kameralar (ki aslında bunlar da direkt gözetlemek amacıyla kuruluyor), ya da self-tracking saatleri (yani kişilerin hareketlerini takip edebilecekleri saatler - ki bunda da kendini gözetleme ya da ne yaptığının takip edildiği mekanizması çok net olarak ortada kullanan açısından), ya da ticari uygulamalar olarak internet Explorer (ki burada insanlar takip edildiklerini bilmelerine rağmen, direkt takip edilmemelerinden dolayı buradaki kullanım amacı bilgiye ulaşmak vs. yani aslında burada kullanıcılara sorarak burada yapılan gözetime ulaşmak çok zor - tabii bu araştırma sorusuyla da alakalı).

Suandaki durumunda tezimi yazmam gerekirse; İşlediğim konu gözetimin normalleşmesi.
Case'im (vaka'm yani) Turkiye ve Kanada, tabii bu çok genel olduğu için bunu daraltmam gerekiyor. Burada gözetimin normalleşmesinde telefon uygulamalarının, spesifik olarak da Whatsapp, Viber, Signal gibi mesajlaşma uygulamalarının katkısı, insan bu uygulamalar ile gözetim pratiklerini nasıl hayatlarının içine katıyorlar. Kendileri nasıl gözetim objesi olarak hissediyorlar. Burada benim baktığım teknoloji oluyor, bir gözetim sistemi olmasında çok. Daha doğrusu gözetim sistemi olmasıyla ilgili soruları kişilere sorarak öğrenemem. Burada iş anlamında bakıyorum aslında olaya. Yani çalışanların hayatını whatsapp'daki gözetim mekanizmaları nasıl değiştiriyor. Burada kritik şey aslında Whatsapp'ın elemanların hayatına nasıl entegre olduğu değil, whatsapp'daki ve facebook'daki gözetim mekanizmalarının insanların hayatlarına nasıl entegre olduğunu anlamak. Böyle bir durumda aslında whatsapp'da ne tip gözetim uygulamaların olduğunun belirlenmesi geliyor. Burada bir önemli soru da bunun nasıl gözetimin normalleşmesine bağlanacak olması. Nasıl oluyor da bunu bağlayacaksın?
Burada en önemli şey kullananlar açısından bu teknoloji iletişim teknolojisi olarak görülmüyor, ben gözetim yapmak için bunu kullanıyorum demiyor kullanan, ya da amaç gerçekten bu değil, amaç burada iletişim sağlamak, olayı kolaylaştırmak. Dolayısıyla amaç birilerinin ne yaptığına bakmak, ya da direkt kontrol olmadığı için gözetimle ilgili konular konuşmalarda azalabiliyor. Burada bakma olayını en çok yapacak kitle seçilmesi lazım, ya da bunu iletişimin yanında gözetim amacıyla kullanan. (Yani mesela neighbourhood watch grubu whatsapp'ı seyretme işinin bir uzantası olarak kullanıyor. Mesela Neighbourhood watch whatsapp grubundaki araştırma aslında whatsapp ile ilgili değil, neighbourhood watch ile ilgili. Yani orada gözetimi sağlayan whatsapp grubu değil, orada ozel olan neighbourhood watch'un gözetim amacıyla kurulmuş olması. Aynı Facebook gibi. ).

Yani hani diyorlar ya, öğrenmek istediğin şeyi kime soracaksın diye, o burada önem taşıyor. Öğrenmek istediğin konuyla ilgili kimin en çok etkileneceğini bulup, ona sormak en önemlisi bu soruları. Çünkü öbür türlü hem cevap alamayız, hem de anlamsız bir araştırma yürütmüş oluruz.

Kendi konumu soyle rasyonelize edebilirim:
Söyle rasyonelize edebilirsin, günlük en çok kullanılan teknolojilerin içine gözetim mekanizmalarının entegre edilmesi gözetimi normalleştiriyor. Yani amacın gözetim olmadığı yerlerde bile buna dikkat edilmeye başlanıyor. (Ama zaten amaç mesajlaşma uygulamalarından bunun gözetimin olmadığını, iki kişi arasında olduğunu varsayarak kullanmak, ancak onda bile çok net gözetim olayı var).
Whatsapp'ın sağladığı gözetim mekanizmaları bir fark yaratıyor mu? yoksa işte de böyle olacak mıydı zaten? Yani kişi toplantıda yapacağı azarı, aynı zamanda burada da yapıyor mu?

Tez konusunda önemli olanlar ne:
Farklı açılardan tez konusu bulunabilir:
1) Yukarıda belirtilen gözetim sistemlerinden birisi seçilir. Neyi öğrenmek istediğimiz burada ortaya konur (yani bu konu içinde bulmak istediğin ne, tabii bunu anlayabilmen için biraz da bu konuyu okuman gerekiyor. Burada aslında en güzel yapılacak şey, daha once yazılmış makalelere, araştırma konularına bakmak. Benim yaptığım hatalardan bir tanesi yeni birşeyler bulacağım derken, dünyada uygulanmış araştırmaların Türkiye'de uygulanabilecek yanlarını da atlamak oldu. Bir başkası da Türkiye'de birçok gözetim sistemi varken, bunları yapmak yerine hiç yapılmadığını düşündüğüm ya da öyle sandığım birşeyi yapmak oldu). Yani ilk olarak bu alanda ne yapılmış, evet ama asıl soru ne tip araştırma soruları sorulmuş? ve bunlar hangi coğrafyalar için sorulmuş? Bir araştırmayı farklı bir grup üzerinde, ya da farklı bir coğrafyada, ya da aynı grup aynı coğrafyada farklı bir teknoloji ya da aktiviteyi yapmak cok normal, hatta cok da işi kolaylaştırıcı bir faktör.

(Aklına bir soru geliyorsa, ya da bir ilişki geliyorsa, onu mutlaka araştır. Başkalarının ne dediğine bakma, ya da kendi tezini kendin curutmeye çalışma. Benim yaptığım en büyük olaylardan bir tanesi bir suru güzel konu bulup, onları yok saymak oluyor, aslında daha sonra hepsinin ne kadar güzel teze donuşturuldugunu goruyorum. Dolayısıyla her olay araştırılabilir.)

2) Ya da tez konusu araştırmaya şöyle başlanabilir. Güvenlik ve Gozetim, Ticari gözetim, Tuketici gözetimi, sağlık gözetimi, göc gözetimi, Çalışan Gözetimi (Employees) konularında çalışaçağım denebilir. Bu noktada ust alanı seçtikten sonra, ne tip bir sorunun ilgini çektiği önemli çünkü oradan bakmaya başlıyorsun. Ya da bu alanda yapabileceğin bir vaka(case) varsa bunu seçip ilerleyebilirsin. (Aslında bu alanda yazılan her tezde neye yoğunlaşıldığının daha net olması gerekiyor. Yani neyi bulmak istiyorsun ve bunu neye bağlıyorsun? Ona göre okuma listen değişiyor, ya da ona gore uzmanlığın değişiyor). Dolayısıyla benim de bir üst başlık bulmam gerekiyor.

Olay/Case Incelemesi:
Bulmak istediğiniz konuyu, soruyu size en iyi açıklayacak olayı/vakayı seçmek önemli. Yani mesela, büyük verinin pazarlama şirketleri tarafından kullanılıp kullanılmadığını, pazarlama pratiklerini nasıl değiştirdiğini bulmak istiyorsunuz. Bunun için bir firma seçmek lazım, ya da bunu en çok kullandığını söyleyen şirkette etnografik çalışma yapmak lazım.
Ya da çalışan gözetimine bakmak istiyorsunuz, burada iki seçenek var. Ya ilk olarak hangi çalışanlar diye arayabilirsiniz. Ya da en çok kimler denetleniyor, gözetleniyor. Ya da ne tip sistemler hangi iş yerinde kurulmuş diye bakılabilir. Mesela en son okuduğum araştırmaların birinde araştırmacı kamyon şöforlerinin kullanmaya başladığı (daha doğrusu Amerika'daki UHaul şirketinden kullanılmaya başlanan gözetim ve iletişim kutusunu temel alarak bir etnografik çalışma yapıyordu. Bu kutu bir gözetim kutusu, şoförün nerede olduğu, kaç hızda gittiği, ne kadar mola verdiği, nerede verdiği vs gibi bilgiler buradan ana şirket ile paylaşılıyor. Kız da iş pratikleri üzerinde bu gözetim mekanizmasına bakıyordu. Ama daha once de dediğim gibi bu bir gözetim sistemi, yani amaç bunu yapmak).

3) Ya da case'ı (yani vakayı) bulursunuz, ardından onun ne konuda olduğunu, ve hangi başlıklara oturabileceğine bakarsın. Yani ornegin Uber'le ilgibi bir şey yapmak istiyorumdan çok, uber'de neye bakmak istiyorsun, ve bunu hangi alana bağlıyorsun. Ornegin hangi teori üzerinden gitmek istiyorsun? Benim normalleşme tezim gibi. Uygulamalar vasıtasıyla normalleşme gibi. Ama bu sizin seçeceğiniz case'e vs. gore değişir tabii.
Mesela, bir arkadaşım, Japon'yanın Çin'i işgali sırasında geliştirdiği kimlik sistemini yapıyor. Bunun en iyi etkilerinin görülebileceği alan olarak da bir kampı seçmiş. Burada neler yapılmış, Japon'ya nasıl bir kimlik sistemi geliştirdi, bunun etkileri nelerdir. Yaşayanlar ne hatırlıyor, ve bunları gözetim ve kimlik sistemine bağlıyor.

Case studies - Tezi yüretebilmek için çalıştığınız alanın bir vaka incelemesi / case study'sini bulmanız gerekiyor. Yani ilk başta, neyi öğrenmeye çalıştığınızı belirleyeceksiniz, sonra da onu öğrenmenizde size faydalı olacak en iyi grubu seçeceksiniz. Benim de en büyük problemin şu noktada tam olarak teze "kafamda şunu bulmak istiyorum" diye başlamadığım için, ve bu daha sonradan geliştiği için, case'imi bir türlü oturtamadım. Dolayısıyla genel genel olaylar içinde gidip geliyorum. Suanda normalleşme tezimi nereye bağlayacağımı bulmaya çalışıyorum. Daha doğrusu normalleşme sorusunu.
Burada case dediğim, gerçek hayatta olan bir konuya yoğunlaşmak. Yani Akıllı şehirleri yapıyorsan çevrede akıllı şehir var mı diye bakmak (örneğin Ankara). Ya da sağlık gözetimi yapıyorsan, çevrede sağlık verileri toplanıyor mu diye bakmak (örneğin Türkiye'de sağlık verilerinin toplanıyor olması).

Aslında her türlü tezde önemli olan, neyi merak ettiğinize, neyi yapmak istediğinize, belki de case'e dair bir fikrinizin olması. Ne kadar bilerek başlanırsa, yani aslında case ne kadar bilinirse, o zaman fikri geliştirmek kolaylaşıyor. Obur turlu uzun zaman alıyor ne yapılabileceğini bulmak. (Having a rough idea about what you want to question) Bir de her zaman zaten bir nebze de olsa uzmanlığın olduğu konuların seçilmesi önemli bir nokta. Boylece zaman kazanılmış oluyor.

4) Zaten işlemek istediğiniz kitlenin belli olması. Sosyolojik araştırmalarda en önemli konulardan bir tanesi belli bir kitlenin seçilmesi ve o kitlenin bu olaydan nasıl etkilendiği, güç dengesi içinde nerede olduğunun bulunması vs. Dolayısıyla zaten araştırılacak kitle belli olursa, bu da araştırmayı daraltmak için cok etkili olacaktır. Yani mesela kadınlar, çocuklar, gençler, kamyon şöförleri, Çin'de Japon işgali altındaki askerler, hamile kadınlar gibi. Dolayısıyla işin sosyolojik boyutunun nasıl katıldığı da önemli bir nokta oluyor.

Bu noktada bir başka zorlandığım konu ise bir uzmanlığımın net olmaması. Yani benim uzmanlığım ne? Tamam gözetim ama neyin gözetimi. Su noktada iletişim araçlarının gözetimi ve toplumun etkilenmesi gibi bir şey çıkıyor. Aslında benim sosyolojiye girme amacım biraz olsun sadece iletişim alanından uzaklaşmaktı, yani bir gruba yönelmekti. Aslında hala onu yapabilirim. yani iletişime yoğunlaşırken hala farklı gruplara bakabilir onların sosyal hayatlarındaki farkları bulabilirim.

12 Haziran 2017 Pazartesi

Rock Dunder

I had a lovely day at Rock Dunder last Saturday.  Rock Dunder was dazzling. But, I have to say that our memories become beautiful because of the people we are surrounded with. I have a wonderful group of friends that I have great fun with where ever I go, making my day more fabulous :)


Thousand Islands-Frontenac Arch Biosphere Reserve

Some info about the area is needed as Rock Dunder is located within the Thousand Islands-Frontenac Arch Biosphere Reserve. As I did not know much about the geography of the region, I did some googling :) 
Thousand Islands-Frontenac Arch Biosphere Reserve "is situated in south-eastern Ontario at the intersection of terrestrial and riverine ecosystems, the Frontenac Arch and the Saint Lawrence River". It is one of the UNESCO Biosphere Reserve sites in Canada. 
(http://www.unesco.org/mabdb/br/brdir/directory/biores.asp?code=CAN+12&mode=all). 


*1

*2

More info about Frontenac Arch Biosphere Reserve can be found at: 
https://www.pc.gc.ca/en/pn-np/on/1000/decouvrir-discover/natcul5   (There are 12 other Biosphere Reserves in Canada)
http://www.frontenacarchbiosphere.ca/ 
http://www.unesco.org/mabdb/br/brdir/directory/biores.asp?code=CAN+12&mode=all
*1 Picture from http://www.thousandislandslife.com/BackIssues/Archive/tabid/393/articleType/ArticleView/articleId/395/National-Geographic-Presents-Award.aspx *2 Picture from http://www.frontenacarchbiosphere.ca/about-us/where-is-the-frontenac-arch


Rock Dunder


And Rock Dunder is part of this Biosphere Reserve. Rock Dunder is a Wilderness area of 230 acres. Its story is quite interesting. It was previously used for 40 years as "a wilderness camp for the Boy Scouts". After Scouts Canada decided to sell the property in 2006, the Rideau Waterway Land Trust (RWLT) buys the area and opens it to the public. 



Rock Dunder rises "275 feet above Morton Bay, with trails leading to one of the highest points of land in the area". There are two trails, Morton Bay Loop and the Summit Loop. We have walked the Summit Loop, which is around 5.2 km and have several steep sections, thus some hiking and climbing are necessary. The view from the top of the trail is breathtaking, overlooking both the lakes and the forests around. So, it deserves all the walking and climbing.
But, don't forget to bring lots of water with you. We also prepared some food beforehand to eat at the peak, like a picnic. You need to bring your own food because there are no places to buy them around. It is basically in the middle of the wilderness. I would recommend you not to go on a very hot day. Water, sunscreen, bug repeller spray, sunglasses and comfortable shoes are the must! :) (If you are afraid of bugs, you should wear long trousers etc).

I loved the fact that it is owned by a Trust (a non-profit, non-governmental organization) whose aim is to protect the land from 'harmful uses' for the profit of the public. According to their website, the trust has 19 properties like Rock Dunder. Basically, trusts like RWLT protect the lands for the public for them to make use of it for recreational purposes. This way, lands are protected from misusage of any party.

We went to Rock Dunder in May (to be exact 10th May 2017). It took around 40mins from Kingston by car. As far as I understand there are also tours going to Rock Dunder.  But the best way would be to go by car. There are parking spots in the entrance of the trail (It costs 10$ per car). The area is open only from May 15th to November 15th. 




As you can see in the picture, the area is beautiful. While we were walking, I realized how much I missed swimming in the sea:)    
The day was excellent, and my hair was so big and fluffy :)







For more information about Rock Dunder:
http://www.rwlt.org/community-lands/  (The Trust has also other properties, and they also offer a beautiful rental a cottage on Bull's Eye Lake) 


Rivers around Rock Dunder: 
As it can be seen on the map, the area is full of lakes, rivers and wilderness areas. The main rivers in the area are Rideau River, St.Lawrence River, Gananoque River and Cataraqui River. Rideau River "runs from Upper Rideau Lake and empties into the Ottawa River at Rideau Falls in Ottawa". Cataraqui River "forms the lower portion of the Rideau Canal and drains into Lake Ontario at Kingston". The Rideau Canal allows travel from Ottawa to Kingston,. The Rideau Canal "was formed by joining the Rideau River with the Cataraqui River" and it was opened in 1832.
The Saint Lawrence River connects "the Great Lakes with the Atlantic Ocean and forming the primary drainage outflow of the Great Lakes Basin. It traverses the Canadian provinces of Quebec and Ontario, and is part of the international boundary between Ontario, Canada, and the U.S. state of New York". "Gananoque River is a river in Leeds and Grenville United Counties in Eastern Ontario,  and is a left tributary of the Saint Lawrence River".

As there are so many rivers and lakes in Canada and in this region, it is very common for people to swim in lakes. I have to say that the idea of swimming in a lake was not familiar to me and it sounded weird when I first heard that several years ago (as when you use the term 'swimming' in Turkey, it is mostly either in the "sea" or in a swimming pool:) ). But, I understood the beauty of swimming in the lake after I swam in one of the Canadian lakes last year. It is quite normal and common to swim in one of them considering Canada has thousands of lakes in all its regions. 

More info about Rivers around Rock Dunder and Kingston: 


Camili Biosphere in Turkey:
While I was searching for UNESCO Biosphere Reserves, I found out that there is also one reserve in Turkey. It is the Camili located in the Macahel Region in the East of Northsea. I think there are tours going to the region and also there are houses for rent. It is part of the beautiful North Sea region, so another trip to Northsea is in the wishlist :) Camili has an interesting history and story of its own that requires a different blogpost :) 


More info about Camili:





15 Nisan 2017 Cumartesi

Hubspot

So, I have recently watched a video of Hubspot explaining the properties of their products. The most interesting product for me was the one for the sales staff. Sidekick for Business and Hubspot for Sales teams. I am not sure whether I would be happy to use this software, as they quite contradict with also the way how the sales business works. Recorded conversations among sales staff, tracking of presentation slides (whether you have seen it or not, which slide you have spent the most time). Even though I agree that sales business is a science now and customer intelligence is more important than ever before, the way sales employees are also tracked through this software is very creepy.
https://www.hubspot.com/our-story

Hubspot also offers a free CRM tool (Customer Relations Management). I want to emphasize that it is FREE. So as the saying goes for applications on the internet, if you are not paying for it, you are the product. However, this time, the customers of the brands using this CRM tool becomes the product. Image that all customer information will be saved on this CRM tool, which would probably give it the possibility to Hubspot to use this information. Problems for privacy-conscious customers.

Andrejevic brings an explanation to this and introduces "digital enclosure" linking this to ubiquitous computing. He says "labor contracts will require workers to enter the enclosure as a condition of their work supervision" (p.105). Thus having a company phone or computer are actually indications that employees are within this enclosue, but also programs such as hubspot enhances the enclosue thus employee surveillance through integrating these systems at the core of the production process (the sales job itself).

24 Mart 2017 Cuma

Do numbers tell the truth?

I just came across this website: It calculates how many times a word, a phrase is mentioned on the google books archive. But the catch is, it can be used also as a form of verification.
I was trying to understand the difference between "finish" and "have finished". On one of the blog sites, the guy supported his argument with a link to ngrams saying that the one used the most would be the correct usage (or the most correct usage). So my question is what if all these books use it wrong? Do numbers really tell whether something is true or not? Are we going to decide on the correct usage of a term by looking at its popular usage rather than looking at grammar rules?

https://books.google.com/ngrams

The last BigData175 Seminar - Evelyn Ruppert and Frank Pasquale

To the ones reading this post: I did not have the time to double check the grammar, so there are definitely some grammar mistakes. It is written in hurry! I will double check later.
We had the last BigData175 Seminar today. The speakers were Evelyn Ruppert (from Goldsmith University, UK) and Frank Pasquale (from University of Maryland). It was a pleasure listening to both of them who are experts in their field.

Frank Pasquale - the author of the book "Black Box Society"- talked about the possibilities of algorithms and its possible consequences. As a law professor, he went over possible implications of algorithms in all fields, but especially in health, through studying cases. The first case was the usage of voice analysis in order to help in disease diagnosis. Imagine that a program would analyze your voice and then will be able to conclude whether you are healthy or not, or what kind of a problem you might have. (https://www.technologyreview.com/s/603200/voice-analysis-tech-could-diagnose-disease/ - This is a link I have found - he did not give this website). They will be able to screen you for depression or understand how you feel through the way you speak. He also referred to the use of algorithms for social and behavioral determinants of health. The second case he explored was about the usage of algorithms in the prediction of mental health data (Samaritans Radar - http://www.samaritans.org/how-we-can-help-you/supporting-someone-online/samaritans-radar - The app checks the twits of your friends and warn you when one of them seems to write unhealthy messages. vs. Durkheim Project - http://www.durkheimproject.org/ - "automated flagging for Psychological Health". the difference of this project is that they take the consent of the users and they also involve health scientists such as psychologists or doctors.) Pasquale was underlining the importance of involving professionals in the analysis of algorithms (could be psychologist or doctors for health issues, or sociologist, economists, political scientists in other issues). It is like Facebook integrating human for news vetting. The main takeaways from the talk were: "We need to think of our data practices other than consent + how professions can help us navigate information overload".

Evelyn Ruppert - the author of "Being Digital Citizens" (with Engin Isın) and editor of the book "Modes of Knowing" (with John Law) - talked about Data Politics specifically being a digital citizen. As opposed to the viewpoints that consider the internet users as passive, she contends that we claim our rights on the internet in various ways. As a critical citizenship studies scholar, she highlights that we are not just obeying ones, we also contribute and claim rights. She puts forward an active internet user. The internet citizenship she offers is not the classical citizenship understanding that is referred in political science. A digital citizen is the one who claims his/her data rights. She divides them into two:
- through methods such as using alternative platforms, blocking cookies
- demanding rights to data. Such as through data rescue events (groups coming together to collect data that is to be destroyed by companies or institutions).
The takeaway from her talk is that there are different ways of claiming our data rights and we should look into the way to move data subjects (who are conceptualized as passive) to data citizens (who are conceptualized as having agency). She actually answers the question whether people really care that their data is being shared. She says that users are not passive as they are conceptualized. We need to reclaim and define the future of our data or the internet.
One of the things I liked in her talk was that she emphasized the importance of understanding the users as they are more nuanced than it is understood by the big data.  

I have been constantly noticing the news about the penetration of algorithms in our daily life since I started studying at Queen's University. But, the most important takeaway points for me were the emphasis on the incompatibility of the consent model. (My deliberation on the issue: Users/Patients/Customers give consent for techniques that they actually don't know the details of. This actually means that they are not very conscious about what they are consenting to. Thus brings the questions of whether the consent given in these situations is valid or not.). In relation to consent model, the other issue was the data overload due to the consent model through the proliferation of data brokers. After their talk, one person from the audience asked a very interesting question, also in harmony with what I been thinking about quite lately. So the questions were something along the lines of "So we have been on the internet for the last 20 years, and there are a vast amount of data accumulated about us. Do companies and governments consider that we change over time and that what who we were when we were 6 years old is different than who we are now. Or do they consider it as a whole?". this was a very important question since as consumers, we are constantly profiled by the commercial companies on the internet, so if they take who I was 10 years ago as their indicative, then this means the information that is used for decision making about me is not reliable and not correct. I have been thinking about it in relation to how we accumulate data and how we do not remember where we put our data. We forget but the systems do not. Or most countries do not have the laws as in Europe or UK that gives people impose companies to use their "right to be forgotten".


David Lyon (Director of the Surveillance Studies Centre - and my supervisor) opening the talk and introducing Evelyn Ruppert and Frank Pasquale.

After the individual presentations, Panel discussion began under the leadership of David Lyon. 

19 Mart 2017 Pazar

Colliding Scopes Theatre - Immersive theatre

I have been informed about a new type of theatre yesterday, Immersive or site-specific theatre. It has various differences compared with a stage theatre.  Each scene is acted in a different location, so the audience moves around a building in order to watch the scenes, or follow the actors as they move around the building. The aim here is to involve the audience in the play, let them also take part in the scene. So there is no stage. The audience becomes part of the stage, stands two meters away from the actors while they are acting, or sit on the couches placed there as part of the scene. The play becomes more engaging. The actors become more like your friends who you are eavesdropping on.
We did not know beforehand that the play we were going to watch was an immersive (or site-specific) one. I was even surprised at the beginning to see that the audience comprised of only 15 people. But then all started making sense after a while. It would have been very difficult to move in between the locations with more than 15 people.
The play we (Jenny, Derya and I) watched was called "Holy" by a student collective "Colliding Scopes Theatre". The play was adapted from Annie Proulx's Brokeback Mountain. I have neither read the book nor watched the movie, so I cannot really tell how well of an adaptation it is but I really liked the play the way we saw it. It was about the weekend the lesbian couple who impulsively got married in Las Vegas, spent with one of their parents. The actors and the director were very successful in translating the homophobia and racism faced by the couple in the small town where one of them have grown up in.
The play was staged in a local church in Kingston (The St.James Anglican Church), but true to the nature of immersive theater, the scenes were not acted just in the main area of the church. We followed the actors around the building, from the kitchen to the living room, to children drawing room. We changed locations for 11 times as I counted after the show (there were in total 6 locations).
Even though it was more on the amateur side, I really liked the play. It was much more sincere and the actors were much more vulnerable as there was not the boundary between the actors and the audience imposed by the stage. I will definitely try to see a similar play in the future.

Bought the tickets on Tilt. first time using it. It was very convenient, but its surcharge was quite expensive. $0.90 for an $8 ticket. 


Elvis on the stage. The first scene sets in a church in Vegas. The couple gets married. 

We are at the celebration :) A good opportunity to take a picture.You don't have the chance to dance in a church every day. 


They were asking us (the audience) to prepare the room for the gathering. There were real cookies and blackberries on the table that we all ate. The blackbarries were delicious.





We were sitting in the play as well. See Derya on the right sitting on one of the couches. Jenny and I were also sitting on the two couches opposite to the actors. 



I was standing leaning against the refrigerator. I dropped one of the magnets on the refrigerator. Quite funny that we were interacting with the props (actually it was a real refrigerator!). 







13 Şubat 2017 Pazartesi

TV Show - "The Americans"



As a passinate follower of (Turkish and English speaking) TV shows, I have been watching several episodes each day lately. I am not sure it is the most productive thing to do at this time of the year but no judgement(!). I watched two seasons of the TV show "The Americans" during the weekend. The Show is set in the 1980s in US, spefically in Washigton. As you would presume, it is about 1980s politics. It has a very interesting plot and it has consistency. When I binch watch 2 seasons of a tv Show within 2 days, I start to see where the story starts to become meaningless, where it goes off. There is always this point, where you say, "ohhh come on, that's stupid", not because of the themes of the Show, but the script starts not making sense, and you start sensing where writers are pushing themselves to be original. That breaking point has not yet arrived in this Show.
The story revolves around two KGB spies in US performing their real job (as spies) while they also pursue their life as an ordinary American married couple with two teenage kids, and with an ordinary job as owners of a travel agency. They are sent to US as spies when they are in the beginning of their 20s from USSR. Their mission is to act as an ordinary American couple, form a real family (so have kids) in order to blend well to the American society and not to be spotted. Even though they have an arranged marriage initially, and they do become a couple for the love of the Mother Land (Russia), and not out of love for each other but, it would be wrong to call them as "posing" as a family, since they develop feelings for each other by time, they have kids (who think they are real Americans, and who do not know the real occupation of their parents). Audience become informed about the spying system of Russia, with the tools they use to message, the handlers, the disguise, cruelty of using people, the humanity. They are all together. I guess the show is currently in its fifth season because it is thrilling for American audience to watch the supposed enemy throughout the cold war as body and flesh, as people with real feelings. The story becomes more addictive as we see how their kids are also tried to be brought into the spies network regardless of opposition of their parents.
In addition to learning about the tension during the cold war, we also see the suburbian American life, middle class values the breaking up of the nuclear US family (the rise in the divorce rates in US), the disillusion of people with their jobs, with economy, with the system, and also audience become acquinted about current technologies such as internet in its development phases in 1980s, when they refer to it as Arpanet or when they refer to invisible planes (the planes which are not visible to radar).
It is also one of the long running shows on TV as it again displays the antagonistic concepts that TV audience loves about, eg. SSCR vs USA, peace vs war, good vs evil.

My research is on issues related to surveillance studies and this show is pre90s. It is a World where computer networks are still developing, still becoming integrated. It is a World where targeted surveillance in the rule of the game. The show depicts the usage of these Technologies in each episode. The small cassette recorders hidden under/in objects. We do not see the GPS signals on a map, but there are machines that beeps when the signal becomes stronger. Microphones hidden in objects that can be listened only by getting close to it. So proximity becomes an important issue. The two parties need to be close to be each other in order to be under surveillance. It posits quite a bit of contrast to what is being done in our digital age, where distance does not matter, it is not the selected information but, all information that is being collected. It is very interesting to think that these people change costume and then suddenly become different characters, they do not become noticed on the streets or in the buildings in the hotels. No CCTVs anywhere, or plate recognition software, facial recognition. Different era, different rules.

I like US tv shows because they seem like there is lots of effort and work put to them. I am not a historian, so I would not notice even if there would be historical inconsistencies within the story, but in order to shot a "period drama" (as they call it), the writers and the production team has to know both US and Russian history, the conflict between the two countries, events of the time, they also have to have consultation from retired officers from agencies in terms of how intelligence activities function. Thus, it is lots of work and lots of money. It has to be noted here that one of the Executive Producers / Writer's of the show - Joe Weisberg - has worked in the CIA's Directorate of Operations for a short time in the beginning of 90s and he also studied Soviet History in College.

The Americans is aired on FX Network.
http://www.fxnetworks.com/shows/the-americans
The Season 5 trailer https://www.youtube.com/watch?v=lrLxlyN8AYQ
Matthew Ryhs (the main actor) is a Welch actor, and I have not realized his Welch actor till I watched the Youtube videos. Watch him on Ellen Show https://www.youtube.com/watch?v=rJ9UVIC0oos . Wowwww he is great at changing his accent!

I have been watching current TV series set in 1980s in the last couple of weeks, and I have realized how internet made computers a common part of our life. We all became experts. Most of these characters refer to technology as something foreign, it is something left to the experts. And now we are all doing what experts were supposed to do. We are doing specialized work.

80'lerde geçen dizileri izlerken karakterler hep teknolojiyi (bilgisayarlarla ilgili olan bir çok konuda) uzmanların işi olarak yansıtıyor, genel konuşma "ben bu konudan ne anlarım" şeklinde oluyor. Evlerde bilgisayarın, internetin olmadığı bir çağdan bahsediyoruz. Teknoloji dediğimizde aklımıza televizyon, müzik seti, walkman, kahve makinesi, devasa araba telefonları geliyor. Daha ileri teknoloji olan her şey uzmanların işi bir bilene soralım olarak algılanıyor. Hatta 90'ların ortasında kendi deneyimlerimden hatırlıyorum, bilgisayardan anlayan bir arkadaşın olması her zaman iyiydi, çünkü evet bilgisayardan anlamamıza rağmen, problem yaşadığında soracağın birine ihtiyaç duyardık. Bundan iki tane çıkarım yapıyorum, ilk olarak, bilgisayar gibi 1969'da aya astronot göndermek için kullanılandan daha gelişmiş bir teknolojinin parmaklarımızın ucunda olması, evimizde bu teknolojinin olması hepimizi teknolojiden anlamak durumunda bıraktı, hepimiz bir noktaya kadar teknoloji konusunda uzman olmaya başladık. Artık ben teknolojiden anlamam deyip geçemiyoruz, bir noktaya kadar anlamamız lazım. Artık belli alanlar sadece bir grubun değil, herkesin bilgi dağarcığı içine girdi. Uzmanların sadece anlayabileceği bilgiler, herkesin biraz da olsa bilmesi, anlaması gereken bilgiler oldu. Yani hepimiz biraz da olsa uzman olduk bu konuda. Bilgisayarlar sadece genius'ların ilgi alanında olan ilgi alanından çıktılar, topluma yayıldılar. Eskiden bilgisayardan anlayana ozel insan gibi bakılırken, şimdi anlamayana cahil bakılıyor, geri kalmış diye değerlendiriliyor. Toplumsal bir kırılma gerçekleşti. Teknolojiyle ilgili discourse specialized knowledge'dan common knowledge kategorisine kaydı.
Ikinci olarak ise, uzmanlığımızı pekiştiren en önemli kaynak tarayıcılar vasıtasıyla problemlerimize çözümler bulabilmemiz oldu. Bizimle aynı bilgisayar sıkıntısını yaşayan insanların sorularından faydalanabiliyoruz. Bir tek bana olmuyor ya bu sıkıntı, başkaları da sormuşlardır, yazmışlardır, bakmışlardır, başkalarının yazdıklarından yararlanıyoruz. Böylece bilgisayarımızdaki sıkıntıları artık kendimiz de bir noktaya kadar çözebiliyoruz (tabii burada bu çözümlerin kullanıcı tarafından gerçekten problemi ve çözümü anlamadan uygulandığını söylemek gerek, sonuçta uzman bilgisi, bu konuları detaylı bilenlerin bilgisine hep ihtiyaç var.)



9 Şubat 2017 Perşembe

Buyuk Veri vs.

Bir süredir Big Data hakkında konferanslara workshoplara katılıyorum, ve konuyla ilgilenen data scientistleri de dinliyorum (ya da bilgisayar tarafını). Anladıgım asıl konuştugumuz şey hep Data. Data hep vardı, bu data daha once teknik imkanlar, teknolojinin henuz o noktada olmaması, bu kadar çok daha olmamasından dolayı farklı şekillerde işlenebiliyordu, ancak son 10 yılda ise bu datayı işleyebilmek icin gelişmeler oldu. Yani artık:
- Cok fazda kaynaktan data bir araya getirilip işlenebiliyor (Facebook, sensorler, edevlet kaynakları vs).
- Cok fazla kaynaktan veri akışı var. (Veri akışı hep vardı, artık burada veri akışını aynı hızda işleyebilecek makineler, softwareler cıktı).
- Bunların uzerine bir de machine learning (bilgisayarların kendi kendine ogrenmesi) ve algoritmalar eklendi (karakutular da denebilir, bir noktadan sonra kuranların bile nasıl işledigni anlayamadıgı mekanızmalar).

Simdi sosyal bilimciler acısından bunlar neden onemli:
1) Soyle dusunelim, eskiden butun birimlerin ayrı ayrı bilgisayarlarında bilgiler tutuluyordu. Yani mesela, benim Bilkent Universitesinde kaydım vardı, notlarım burada zaten bilgisayarlara tutuluyordu. Ya da Bups'ta okurken, okulda notlarım toplanıyordu. Ya da daha da kucukken notlarım yukselisin data baselerinde tutuluyordu. Ben bunlara erişmek icin notlarımı gormek icin hepsinin web sayfasına ayrı ayrı girmek zorundaydım. Simdi ne oldu. Simdi bunlar benim T.C. Kimlik numaram altında teoride bir araya gelebilecek. Yani, günümüzün teknik alt yapısı bir ogrencinin ilk okuldan lise sona kadar butun gelişimini tek bir sistem uzerinen izlemeye imkan sağlıyor (Hep zaten var olan database ler birleştiriliyor). Şimdi bir de buna her okulun ve ogretmenlerin seviyelerine gore giriş izni olacak. Yani yukselişteki kaydım (ogretmen notlarıyla birlikte sistemin icinde olacağı için),  bupstaki benden sorumlu olan ogretmen ya da okul muduru bunu gorebilecek. Daha once kağıtlarda verdigimiz seyler simdi sistemlerde bulunacak.
Ya da daha once gittiğiniz hastane bilgilerimiz. Birincisi daha once sadece hastanede yazılı olarak tutulan, onların arşivlerinde tutulan bilgiler artık bilgisayar databaselerinde. Ikincisi bu databaseler devletin sistemine bağlı. Ve butun hastaneler, eczaneler bu database'e bağlı. Ozellikle turkiye'de bu bilgiler bizim T.C. Kimlik Numaramıza bağlı. Devlet gerekli yerlere gerekli izinleri vererek bunların bazı kişilere gorunur olmasını, bazı kişilere de gorunmemesini sağlıyor. Ornegin bir arkadaşımın yaptıgı araştırmaya gore, bir hastanede yapılan kan tahlilin sonucu kişinin T.C.Kimlik numarası altındaki sağlık bilgilerine işleniyor. Bu bilgiyi aile hekimleri ve aile hekimliği kliniği gorebiliyor (siz izin verseniz de vermeseniz de). Buradan da kişinin ne tip bir hastalığı oldugu bilgisi çıkıyor. Mesela artık hastaneden çıktıgımızda bize bir recete numarası veriyorlar. Sisteme T.C. Kimlik numaramızın altına bu recete numarasını giriyorlar. Recete numarasında da ilaçlar yazıyor. Eczaneye gittiginizde bu recete numarasını eczacıya veriyorsunuz, o da size yazılmış ilacı size verebiliyor. Simdi eczacıya gittiginizde bir de bazen daha onceki borçlarınızdan dolayı para odemeniz gerekebiliyor. Bu ortaya cıktıgında, eczacıya soruyorsunuz bu nerden diye, o da size (ne kadar geçmise gidebiliyor bilmiyorum), hangi hastaneye ne zaman gittiginizi, daha once aldıgınız ilaçları, ilaçlarınızın suresini vs. soyluyor.
Burada yani daha once kağıt uzerinde olan databaseler bilgisayara aktarılıyor, aynı hizmetlere bakan (hastane, sağlık ocagı, aile hekimleri, eczane) kurumlar hastalarının bilgilerine erişim sahibi oluyor (bunu sağlayan en onemli sey de T.C. Kimlik numaramız oluyor). Burada oncemli nokta bu bilgilere başka kimlerin (şirketler, diğer bireyler, guvenlik birimleri vs) erişim sağladığı ilgili.

Yani mesela universiteler, okullar öğrencilerin sağlık bilgisine erişim sağlayabilir mi? bu toplumda iyi nitelendirilmeyen birr hastalığı olan ogrenci icin dışlanma, okulda farklı muamele gorme gibi sonuçlar dogurabilir.
Ya da mesela sigorta şirketlerinin (ozel sigorta şirketleri) sağlık bilgilerine ek olarak kişilerin sabıka kayıtlarına da şirketten ulaşması. Bu tip bilgiler farklı kurumlara farklı şeyler ifade edebilirler. O yuzden Turkiye de ve birçok ülkede işe girmeden once sabıka kaydı isterler, çünkü firmalar için ayırt edici bir faktordur.
Ya da soyle dusunebilim. Kişilerin daha once geçirdikleri hastalıklarına, başvurdukları şirketlerin erişimleri olması, şirketlerin onceliklerine goru o kişiyi işe almak almamak arasında ayrımcılık yapılmasına sebep olacaktır (mesela daha once ölümcül bir hastalık atlatmış kişileri işe almak istemeyebilirler. Bu çok ciddi ayrımcılık uygulamalarına sebep olacaktır. )

2) Yeni veri sisteminde ikinci bir nokta da farklı platformdaki verilerin birleşebiliyor olması.
Yani, mesela sigorta şirketleri bizim sağlık bilgilerimize ulaşabiliyor bizim verdigimiz yetkiler dahilinde. Ayni sigorta şirketlerini sizin facebook bilgilerine de ulaştıgını farz edelim. [Facebook'daki profilimiz, fotograflarımız, yazdıklarımız, arkadaşlarımız bizim ve bizim çevremiz hakkında çok detaylı bilgiler veriyor. Artık bu tip platformlara insanlar da bakmıyor. Hazırlanmış yazılımlar bu tip sayfaları gozden geçirerek kişilerle ilgili onemli bilgileri ortaya çıkarıyor (Mesela; Sigara içiyor mu? alkol alıyor mu? hangi politik goruşte? Ne tip mekanlara gidiyor? arkadaşları daha çok hangi gruplardan? Unutmayalım arkadaşlarımız, onların grupları bizim hakkımızda çok şey söyluyor. Hangi gruplara uye?). Eger bu bilgiler halka açıksa, o zaman zaten bunlara istedigi gibi erişim sağlayabilir, ama eger bu bilgiler kapalıysa, farklı yollardan bunlara erişim sağlaması gerek.] Ya da sigorta şirketlerinin trafik kayıtlarınıza ulaştıgını varsayalım. Bunlar bizim primlerimizi yükseltecek, ya da düşürecek, ya da özel sigorta yaptırmamıza olanak sağlayacak ya da bunu engelleyecek durumlar olarak karşımıza çıkabilir.

3) Yani, bu datalar hep toplanıyordu, gunumuzde yapılmaya çalışılan ya da yapılan ise bu databaselerin birbiriyle ilişkilendiriliyor olması. Ve hangi database'in hangisiyle ilişkilendiriliyor oldugu ise kişiler icin avantajlar ve dezavantajlar yaratabilir. Hangi kurumların neye göz onunda bulundurdugunu bireyler olarak bilemiyoruz. Kurumların oncelikleri, o toplumların yapısı, ulkedeki politik gelişmeler neleri goz onunde bulunduracaklarını belirliyor. Yani sigorta şirketleri her zaman bizim isim, kimlik, yaşadığımız yer bilgisine sahiplerdi, ama

4) Bu data birlikteliğinde onemli olan farklı şirketlerin kendi bilgilerinin dışında da daha setlerine erişebilme ihtimalleri ve bunlardan çıkacak sonuçlar. Bir de niye bunların bu bilgilere eriştiklerini de anlamıyoruz aslında.
Benim de çalışma alanım telefonlar uzerinden ele alalım. Telefonlarımıza bir çok uygulama yukluyoruz. Specifik bir kac uygulamayı aldıgımız zaman, mesela Whatsapp. Bu uygulama telefonda Camera, Contacts, Location, Microphone, Phone, SMS ve Storage bilgilerine erişiyor. whatsapp butun bu aygıtları verimli olarak kullanıyor desek de, bircok uygulama Whatsapp'ın Termsand Condition'larına sahip, ya da etik bilincine, ya da buyuk firma olmasından dolayı riski minimuma indirme istegine sahip olmayabilir. Yani ornegin telefonumumuza yukledigimiz bir uygulama başka bir uygulamadan haberdar olabilir.
Sonra websitesinde diyorki biz meta data bilgilerinizi aynı zamanda ortak kuruluşlarımızla da paylaşıyoruz. Simdi butun aygıtların birbiriyle bağlantılı oldugu bu ortamda, whatsapp'da saklı olan bilgilerimiz artık bu şirketlerin yan kuruluşlarıyla da paylaşılıyor. Ucuncu gruplarla da paylaşılıyor (Third part companies).
Simdi bu yukardakinden biraz daha farklı. Cunku burada farklı farklı şirketler birbirlerine bir aygıt uzerinden birbirine erişmesine izin veriyor. Butun bilgiler değil ama bazı bilgiler bu şirketler arasında paylaşılabilir. Bu şirketlerin bizim hakkımızda telefonlarımızdan dolayı birçok bizim hakkımızda bilgiye sahip oluyorlar. Mesela nerelere gittik, kimlerle konuştuk, hangi lokantada yemek yedik. Butun bunlar suanda bir onem taşımıyor olabilir ancak, eger bu ucuncu parti kurumlar ya da bu şirketlerin ortakları eger bu bilgileri paraya dondurebilecek kişilerse, bize avantaj yada dez avantaj olarak donebilecek bilgiler olabilir bunlar.
Simdi soyle dusunebilim yani şuandaki paylaşım durumundan dolayı: Facebook ve Whatsapp bir kullanıcının ortak bilgilerine sahipler. Oysa biz bunları ayrı ayrı kullandıgımızı dusunuyoruz.

Simdi tabii bir de anonim yapma ve deanonimized olayı var. Yani şirketler diyorlarki biz sizin bilgilerini anonim yapıp başka kurumlara veriyoruz, yani belli kişiyi ayırt edebilir bilgileri silerek onu başka kurumlarla paylaşıyoruz. Sonra da şoyle bir muhabbet var ama aslında bunlar daha sonradan deannonimized olabilir.

Simdi yukarıdan soyle bir şey cıkıyor. Ilk olarak bunun bir devlet kurumları arasında paylaşılan kısmı var. Yani devlet kurumları işlerini daha verimli hale getirmek, vatandaşlara daha hizmet sağlamak ve tabii ki kendi sistemini daha iyi oturtmak ve vatandaşları daha iyi yönlendirmek (kontrol edebilmek) için bu sistemleri kuruyor. Bunlar bilgi alışverişinde bulunuyorlar. Ve bu şekilde avantajlar sağlandığı gibi, hukuk kuralları henuz bunlara yetişemedigi icin sıkıntılar da ortaya çıkabiliyor. (Tabii burada bunun guvenlik bağlantısına hiç deginmedik bile)
Simdi ikinci konu ise bunun ticari tarafı. Bir de ticari bilgilerimiz var ortalarda dolaşan. Ornegin telefonlarımıza yukledigimiz uygulamalar bizimle ilgili bir çok bilgiye sahip oluyor (fitbit uygulamaları kalp atım hızımızı, biyometrik verilerimizi biliyor). Ya da kredi kartı firmaları alışverişlerimizi tutuyor elinde. Yani sigara paketi alıp almadıgımızı kredi kartı firmaları biliyor. Bankaların ortak çalıştıgı sigorta sirketleri de bu bilgilere sahip oluyor mu o da soru işareti.
(Mesela ortak çalışan bir banka ve sigorta sirket bilgi alışverişinde bulunabilir mi?).

Simdi bu gelinen noktada bir başka nokta da ozel kuruluşlarla, devlet arasındaki bilgi alışverişi. Zaten Snowden olayları da oradan çıktı. Google, yahoo vs gibi bir çok firmanın devlete kişi bilgilerini mass olarak verdigi ortaya çıkmıştı. Bu sirketlerin gonullu katılımıyla da olabilir ya da zaten devlet bu aygıtları kullandıgımız ve alt yapıyı kendisi temin ettigi icin bunlara zaten hali hazırda erişiyor da olabilir. Yada buna erişimi olan şirketlerle birlikte çalışıyor olabilir. Artık o kadar çok katmanlı ki olay tek bir yerden degil farklı noktalardan bakmak gerekiyor. Yani, whatsapp Turkiye'de hiçbir kurumla veri alışverişinde bulunmuyor bile olsa, telefon şirketi uzerinden veri trafigi oldugu icin Turkcell ya da Turk Telekom (Wifi ev bağlantısı ile), whatsapp'a eriştigimi bilebilir. Istendigi takdirde de bu devlet ile paylaşılabilir. Simdi bu bir olay.
Başka bir ozel sirketler ve devlet arasında veri alışverişi ise, insanların hizmete erişimlerini guclendirmek icin yapılıyor. Ornegin E-nabız şirketi, android uzerinden S health ile senkronize olabiliyor. Dolayısıyla bilgiler eşleştirilebiliyor.
Aynı şekide insulun pompaları dusunuldugunde. Bunlar bircok veri tutabiliyor. Bu verileri hastalar doktorlarına gonderebiliyorlar, boylece daha iyi yonlendirme alabiliyorlar. Yalnız, burada da bu pompaları temin eden şirketler de bu bilgilere sahip oluyor ve araştırmaları icin (genelde ilaç şirketleri bunlar) kullanabiliyorlar.

Simde tabii bir de bunun sınıflandırma tarafı var: Ozel sirketler ya da kurumlar bizleri sınıflandırıyor. bizleri sınıflandırmalara koyuyor, zaten sınıflandırdıklarını uzerine yeni sınıflandırmalar ekliyor. Ya da bu sınıflandırmaları kullanarak ilerliyor. Bu da sınıflandırmalardan dogan avantajların ya da dezavantajların tekrarlanması anlamına geliyor.

simdi burada aslında amacım Buyuk Veri hakkında birkaç kelam etmekti. Simdi genel butun bu konferanslara girdigimde aslında Bigdata yada Buyuk veri kelimesinin birazcık olayı cok soyut hale getirdigini, karıştırdıgını aslında biraz da bunun pazarlama tarafı oldugu izlenimine katılıyorum. sonuç olarak hep veri vardı, ancak son donemlerdeki teknolojik gelişmelerden dolayı bu veriyi işleyiş şeklimiz gelişti ve bu verilerin birbirine bağlı olarak çalışma imkanları 10 yıl ya da 15 yıl oncesine gore fazlalaştı. Muhtemelen 20 yıl sonra kişilerin birçok verileri birbirine daha da bağlı olacak ve bunları da da gorebiliyor olacagız. Bu da kişiler hakkında hem ozel de hem de araştırma anlamında araştırma yapılabilme olayını arttırıyor olacak.

Bunda kimlik numaraları bunlara erişimi cok kolaylaştıran şeyler olarak karşımıza çıkacak bizim gibi ulkelerde. Insanların isimleri vs karışmadan banka kartları ile sağlık bilgileri bir platforma bağlı olabilir, ancak bu istenen birşey mi olur o konuda supheliyim. Buradan birçok doğru olmayan yorum yapabilir, ve çıkarımlar ortaya cıkabilir. Biz sirketlerin verilerimizden ne tip çıkarımlar yaptıgını bilmedigimiz icin de bireysel olarak avantajlı ancak kumulatifte dez avantajlı oluyor olabiliriz. Yani soyle dusunun, kredi kartı temin eden bankalardan birinin aynı zamanda bir de sigorta sirketi oldugun var sayalım. Simdi en avantajlı sigorta yapılması istenen grup kimler, sağlıklı insanlar. Simdi bankanın alışverişlerinden sigorta ve alkol kullanmayan organik yiyenleri ayıklayıp, sigorta sirketiyle paylaştıgını var sayalım. Boyle bir noktada, birincisi, obur grup tamamen bu olayın dışında bırakılmış oluyor, kendi sigorta sirketinin kriterlerine uyan kışiler sadece sigortalanmış oluyor. Yani aslında sigorta şirketi icin en avantajlı durum ortaya çıkmış oluyor.

Yazdıkça insanın yazası geliyor :)