Günlük hayatınızı etkilediği ve ülkeye daha yeni adım atmışken alışveriş listenizi kabarttığı için "bu ne ya böyle" dedirten konulardan bir tanesi eski tip evlerin salonlarında yukarda aydınlatma sisteminin olmaması.. Acaba sadece benim kaldığım üniversite evlerinde elektrik harcamalarını kısmak için mi yok diye bir kaç kişiye sordum ama galiba eski tip evlerin çoğunluğu böyle. Eve giriyorsunuz ve salonda yukardan aydınlatma ya da bir ampul takabilmenize imkan sağlayacak bir kablo sistemi bile yok.. Ya ayaklı bir lamba (hatta bir kaç tane, çünkü salonu tek bir lambayla aydınlatmanız zor oluyor, daha doğrusu bizim alıştığımız aydınlık mekanlar tek bir ayaklı lambayla olamıyor) ya da bir kaç tane abajur alıyorsunuz. Şuanda bulunduğum evin mutfak ve giriş ışığı salonu da aydınlattığı için ben olayı şimdilik bir abajur, bir tane ayaklı lamba ve bir tane de çalışma masa lambasıyla çözdüm, ama bir lamba daha iyi olur diye düşünüyorum. Bir de salonlarda tavana tutturulmuş askılar var, ilk başta acaba lambalar mı bunlara asılıyor diye düşündüm ama duvardan elektrik gelmeyince bu düşünce anlamsız hale geldi.. Daha sonra bir kaç evde bu kancalara çiçek asıldığını görünce olay netleşti.. Salonlar yeterli ışıklandırma sistemiyle donatılmıyor olabilir ama çiçek sepetlerini asacak ekipman hazırlanmış :) (Tabii bu dediğim bütün Kanada'da geçerli midir ondan emin değilim, bir arkadaşım Toronto'da da eski evlerin bu şekilde olduğunu söyledi. Belki Ontario bölgesiyle alakalı bir şeydir :) )
13 Şubat 2015 Cuma
Nasıl yani?
Ülkeler arasında çeşitli farklar olması her zaman normaldir. Sonuçta kültür, hava, yaşam, alışkanlıkların farklı olduğu yerlerden bahsediyoruz. Yüzyıllar boyunca bir arada yaşamış ve ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla sınırların netleşmesiyle birbirinden ayrılmış komşu ülkelerde bile bir sürü farlılıklarla karşılaşıyoruz. Kanada ve Türkiye arasında farlılık olması kadar doğal bir şey olamaz. Dolayısıyla oturup iki ülke arasındaki bütün farklılıkları ortaya koymak gibi bir niyetim yok, ama günlük hayatta "nasıl yani?" , "neden böyle ki?" dediğim birkaç noktaya değinicem aslında..
11 Şubat 2015 Çarşamba
Tim Hortons
Kanada'nın kendine has kahve zinciri, Tim Hortons (http://www.timhortons.com/ca/en/index.php) yada Tim's. Kanada'nın resmi kahve dükkanı diyebiliriz aslında. Starbucks'ın en azından benim bulunduğum şehirde esamesi okunmuyor, herkesin elinde Tim Hortons bardakları.. Starbucks'a göre çok daha ucuz ve aynı zamanda da lezzetli.. Donut'larının özellikle daha tadına bakmadım, malum tatlılardan uzak durmaya çalışıyorum ama oldukça lezzetli görünüyorlar..
Yakın zamanda Burger King ile birleşmiş ve birlikte dünyanın üçüncü büyük fast food zinciri olmuşlar (http://www.cbc.ca/news/politics/tim-hortons-burger-king-deal-gets-government-ok-1.2860824). Kim bilir belki bu birleşmeyle yakın bir zamanda Türkiye'de de bir Tim Hortons görürürüz.
Ekşi sözlük'de Tim Hortons
https://eksisozluk.com/tim-hortons--239540
Yakın zamanda Burger King ile birleşmiş ve birlikte dünyanın üçüncü büyük fast food zinciri olmuşlar (http://www.cbc.ca/news/politics/tim-hortons-burger-king-deal-gets-government-ok-1.2860824). Kim bilir belki bu birleşmeyle yakın bir zamanda Türkiye'de de bir Tim Hortons görürürüz.
Ekşi sözlük'de Tim Hortons
https://eksisozluk.com/tim-hortons--239540
Kışın Kanada
Kanada'da kışa alışmak demek;
Karların yağmasıyla yavaş yavaş dağ şeklini alan kar kitlelerine;
Park yerlerinde biriken karların kepçeli araçlarla kamyonlara doldurulup taşınmasına;
Kaldırımlarda yürüyemeyecek kadar biriken ve bir türlü erimeyen kara;
Bir kaç ay önce kaldırım olarak gördüğünüz yere adıp attığınızda kalçanıza kadar kara batmanıza;
Bazen ellerinizde eldiven olmasına rağmen parmaklarınızın uçlarının acıdığını hissetmeye;
Öğleden sonra başlayan karın ertesi gün öğlene kadar devam etmesine;
Bütün bunlara rağmen okullarınn bir gün bile tatil olmamasına (üniversite de olsa)
bir süre sonra şaşırmamak demek :)
Buraya geleli bir ay oldu, arada bir hala "bu ne biçim yer böyle" diye hayıflanıyorum, ama insan bulunduğu yere yavaş yavaş uyum sağlıyor.
Bir kaç not: Şehrin arabalara göre tasarlanmış olmasından dolayı özellikle kışları araba ihtiyaç haline geliyor. Kaldırımlar karla dolu olduğu ve şehir içindeki gibi dahi temizlenmediği için şehir merkezinden hafifçe uzaklaşılmasıyla birlikte yol kenarlarında 50 metre aralıklarla sıra sıra dizilmiş restaurantlara gitmek yaya olarak çok zor hale geliyor. Bizdeki gibi şehir dışında bulunan alışveriş merkezlerinin kendilerine özel servisleri de olmayınca iş otobüslere kalıyor. Alışveriş merkezlerine otobüslerle gitseniz bile, şehir merkezinde şubesi bile bulunmayan ama yol kenarlarında sıralanmış bahsettiğim restaurantlara gitmek ancak arabayla mümkün hale geliyor (bu arada restaurant dedigime bakmayın, McDonald's, Burger King vs gibi standart yerlerden bahsediyorum) ama tabii ki her zamanki gibi teknoloji bütün bunları bir click ya da telefon sayesinde ayağınıza getiriyor.. Zaten kış, dışarda kar yağıyor, ne çıkacaksınız evden :)
Karların yağmasıyla yavaş yavaş dağ şeklini alan kar kitlelerine;
Park yerlerinde biriken karların kepçeli araçlarla kamyonlara doldurulup taşınmasına;
Kaldırımlarda yürüyemeyecek kadar biriken ve bir türlü erimeyen kara;
Bir kaç ay önce kaldırım olarak gördüğünüz yere adıp attığınızda kalçanıza kadar kara batmanıza;
Bazen ellerinizde eldiven olmasına rağmen parmaklarınızın uçlarının acıdığını hissetmeye;
Öğleden sonra başlayan karın ertesi gün öğlene kadar devam etmesine;
Bütün bunlara rağmen okullarınn bir gün bile tatil olmamasına (üniversite de olsa)
bir süre sonra şaşırmamak demek :)
Buraya geleli bir ay oldu, arada bir hala "bu ne biçim yer böyle" diye hayıflanıyorum, ama insan bulunduğu yere yavaş yavaş uyum sağlıyor.
Bir kaç not: Şehrin arabalara göre tasarlanmış olmasından dolayı özellikle kışları araba ihtiyaç haline geliyor. Kaldırımlar karla dolu olduğu ve şehir içindeki gibi dahi temizlenmediği için şehir merkezinden hafifçe uzaklaşılmasıyla birlikte yol kenarlarında 50 metre aralıklarla sıra sıra dizilmiş restaurantlara gitmek yaya olarak çok zor hale geliyor. Bizdeki gibi şehir dışında bulunan alışveriş merkezlerinin kendilerine özel servisleri de olmayınca iş otobüslere kalıyor. Alışveriş merkezlerine otobüslerle gitseniz bile, şehir merkezinde şubesi bile bulunmayan ama yol kenarlarında sıralanmış bahsettiğim restaurantlara gitmek ancak arabayla mümkün hale geliyor (bu arada restaurant dedigime bakmayın, McDonald's, Burger King vs gibi standart yerlerden bahsediyorum) ama tabii ki her zamanki gibi teknoloji bütün bunları bir click ya da telefon sayesinde ayağınıza getiriyor.. Zaten kış, dışarda kar yağıyor, ne çıkacaksınız evden :)
8 Şubat 2015 Pazar
Cross-country skiing
Kanada'nın belki de dünyada en bilinen özelliği kışları olsa gerek... Kanada'ya gideceğimi söylediğimde insanların ilk tepkisi, Kanada'nın ne kadar soğuk olduğu oluyordu.. Buraya Ocak'ın ortasında gelen biri olarak ne demek istediklerini deneyimledim.. ama söylemeliyim ki tamam soğuk vs. ama eğer üzerinizde iyi bir palto (ya da parka), ayaklarınızda doğru botlar ve elinizde soğuk geçirmeyen eldivenler varsa, kısacası gerekli tedbirleri alırsanız, o kadar da rahatsız edici olmuyor.. Biz de bugun buradaki bir kaç arkadaşla birlikte kış aktivitelerinden faydanalım istedik ve şehrimize çok yakın bir koruma alanında kayak krosu yada kır kayağı olarak dilimize çevrilen cross-country skiing yaptık.. iki Japon, iki Brezilyalı ve bir Türk cross country günü oldu :) Hem çok yorucu hem de çok keyifliydi.. Tabii öyle "hadi ben geldim, hemen başlayalım" şeklinde olmuyor, bir saatlik bir ders aldık ilk önce.. Hocayla birlikte biraz pratik yaptıktan sonra parkın içinde belirli bir kaç yoldan en kısa olanını (1km) kullanarak kendimizi piste saldık :) En son snowboard yaparken bu kadar düşmüştüm ama bu spor snowboard'dan çok daha keyifli.. Düşünce öyle bir zarar meydana gelmiyor, morluk olmuyor, tekrar kalkıp yola devam ediyorsunuz :) Bi de bugunun bir guzel tarafı biz orada olduğumuz süre boyunca kar yağmaya devam etti, Park o kadar güzeldi ki, pistin çoğu orman içinden geçiyordu.. havanın temizliğinden mi yoksa daha önce dikkat etmediğim için mi bilmiyorum ama ilk defa kar tanelerini bu kadar net görebildim, hani kart postalların üzerinde, resimlerde olan yıldız şeklinde kar taneleri var ya, işte onlar net olarak görülebiliyordu :)
Keyifli olduğu kadar yorucu olduğunu eve gelip de koltuğa oturup gözleriniz daha akşam olmadan kapanmaya başladığınızda anlıyorsunuz.. Kışın Kanada'da olan herkese bir kere de olsa bu sporu denemelerini öneririm :)
Little Cataraqui Creek Conservation Area
http://crca.ca/conservation-lands/conservation-areas/little-cataraqui-creek-conservation-area/
Keyifli olduğu kadar yorucu olduğunu eve gelip de koltuğa oturup gözleriniz daha akşam olmadan kapanmaya başladığınızda anlıyorsunuz.. Kışın Kanada'da olan herkese bir kere de olsa bu sporu denemelerini öneririm :)
Little Cataraqui Creek Conservation Area
http://crca.ca/conservation-lands/conservation-areas/little-cataraqui-creek-conservation-area/
1 Şubat 2015 Pazar
SuperBowl
Kanada notlarina Amerika'da gerçekleşen Super Bowl ile başlamak komik aslında ama Kanada televizyon kanallarının nerdeyse tamamen Amerikan yapımlarıyla dolu olduğunu, Amerika'nın telefon kodunu kullandıklarını ve haberlerinde Kanada kadar Amerika'dan bahsettiklerini düşünürsek çok da garip değil. Geldiğimden beri televizyonu her açtığımda Kanada'da mıyım yoksa Amerika'nın bir eyaletinde mi tam da emin olamıyorum (bunda muhtemelen bizim bölgenin New York'a çok yakın olmasının ve reklamların bazılarının ortak olmasının da bir payı olabilir - ama hala sistemi anlayamadım, o yuzden pek de emin değilim :)
Neyse, dönelim Super Bowl'a.. Amerikan futbolunun şampiyonası denebilir herhalde. Asıl amaç bir şampiyonluk maçı seyretmek ama olay şölene döndürülmüş. Çok paralar harcanıyor, çok büyük hazırlıklar yapılıyor. Maçın başlamasına 3 saat kala, NBC'de SuperBowl oncesi "SuperBowl PostGame Show" başlıyor, Maçta kimler oynayacak, tek tek oyuncuların tanıtımı, maçla ilgili bilgi verilmesi, maçla alakalı skeçler, varsa yardım kuruluşlarıyla ilgili kısa bilgilendirmeler, Amerikan Ordusuyla ilgili yayınlar, Amerikan Başkanının mesajları (Beyaz Saray'dan canlı yayın).. (Bunu birazcık Oskar öncesi yayınlara benzettim.) Televizyonun yalancsıyım SuperBowl'u 100 milyon kişi izliyormuş...
Maç başladıktan sonra, olayın bana göre sıkıcı kısmı başlıyor:) hayatımda izledigim en sıkıcı sporlardan biri diyebilirim. Oyuncular 1 dakika dahi doğru durust koşmuyorlar, her 20 saniyede bir oyun duruyor.. Benim ilk Amerikan futbolunu televizyonda izleyişim bugun Superbowl'la oldu, o yuzden kuralları da bilmediğim için bana pek bir şey ifade etmedi. Benim için tekrar eylence maç arasında Pepsi sponsorluğunda Katy Perry ve Lenny Kravitz şovu oldu, maç arasında stadın ortasında havafişekler eşliğinde 14dk'lık bir konser vardı diyebilirim, çok da keyifliydi.. SuperBowl'un kendisi milyonlarca doların harcandığı bir eğlenceye dondurulmuş. Reklamları ürünlerden çok reklamın kendisinin metaya dönüştüğü bir olay olmuş. SuperBowl reklamları hakkında birkaç gün onceden haberler cıkmaya başlamıştı bile. Gösterilen reklamları hem NFL (National Football League) sayfasında hem de NBC sayfasında izlenip, oylanıp, yorumlanabiliyor. Reklam verenler için çok paranın harcandığı önemli bir gece.. Reklamları izleyince aslında dünyanın neresinde olursanız olun, ne tip futbol olursa olsun aslında erkeklere yönelik bir yayın olduğu görülüyor.. Amaç erkekleri ekran başına çekmek.. Araba reklamları, "babalık" temalı reklamlar, cips reklamları..Kanada'da başka reklamlar gösterdikleri için ben de reklamları web sayfasından izledim.. Reklamlar gerçekten güzeldi..
Maç dışında Super Bowl keyifli bir olaymış :)
Neyse, dönelim Super Bowl'a.. Amerikan futbolunun şampiyonası denebilir herhalde. Asıl amaç bir şampiyonluk maçı seyretmek ama olay şölene döndürülmüş. Çok paralar harcanıyor, çok büyük hazırlıklar yapılıyor. Maçın başlamasına 3 saat kala, NBC'de SuperBowl oncesi "SuperBowl PostGame Show" başlıyor, Maçta kimler oynayacak, tek tek oyuncuların tanıtımı, maçla ilgili bilgi verilmesi, maçla alakalı skeçler, varsa yardım kuruluşlarıyla ilgili kısa bilgilendirmeler, Amerikan Ordusuyla ilgili yayınlar, Amerikan Başkanının mesajları (Beyaz Saray'dan canlı yayın).. (Bunu birazcık Oskar öncesi yayınlara benzettim.) Televizyonun yalancsıyım SuperBowl'u 100 milyon kişi izliyormuş...
Maç başladıktan sonra, olayın bana göre sıkıcı kısmı başlıyor:) hayatımda izledigim en sıkıcı sporlardan biri diyebilirim. Oyuncular 1 dakika dahi doğru durust koşmuyorlar, her 20 saniyede bir oyun duruyor.. Benim ilk Amerikan futbolunu televizyonda izleyişim bugun Superbowl'la oldu, o yuzden kuralları da bilmediğim için bana pek bir şey ifade etmedi. Benim için tekrar eylence maç arasında Pepsi sponsorluğunda Katy Perry ve Lenny Kravitz şovu oldu, maç arasında stadın ortasında havafişekler eşliğinde 14dk'lık bir konser vardı diyebilirim, çok da keyifliydi.. SuperBowl'un kendisi milyonlarca doların harcandığı bir eğlenceye dondurulmuş. Reklamları ürünlerden çok reklamın kendisinin metaya dönüştüğü bir olay olmuş. SuperBowl reklamları hakkında birkaç gün onceden haberler cıkmaya başlamıştı bile. Gösterilen reklamları hem NFL (National Football League) sayfasında hem de NBC sayfasında izlenip, oylanıp, yorumlanabiliyor. Reklam verenler için çok paranın harcandığı önemli bir gece.. Reklamları izleyince aslında dünyanın neresinde olursanız olun, ne tip futbol olursa olsun aslında erkeklere yönelik bir yayın olduğu görülüyor.. Amaç erkekleri ekran başına çekmek.. Araba reklamları, "babalık" temalı reklamlar, cips reklamları..Kanada'da başka reklamlar gösterdikleri için ben de reklamları web sayfasından izledim.. Reklamlar gerçekten güzeldi..
Maç dışında Super Bowl keyifli bir olaymış :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
